MEVLÜT GÜLER - VATANSEVERLiK...

Tarih bilinci ile kuşanılması gerektiği ve aidiyet duygusunun önemine haiz olarak görev ve sorumlulukların büyük olduğu buna mukabil karşılığında ise kazancın kat be kat olduğu anlatılmaktadır.

MEVLÜT GÜLER - VATANSEVERLiK...

Vatanseverliğin çok pahalı bir vazife olduğu ve bu çıkanın üzerine herkesin çıkmak için çaba sarf etmesi gerektiği, vatansız bir durumda insanların her şeylerini kaybedecekleri, bunları geri kazanmak için çok daha büyük bedeller ödendiği ve ödenmesi gerektiği gözler önüne serilmektedir. Tarih bilinci ile kuşanılması gerektiği ve aidiyet duygusunun önemine haiz olarak görev ve sorumlulukların büyük olduğu buna mukabil karşılığında ise kazancın kat be kat olduğu anlatılmaktadır. Dünyadaki bütün rütbelerin bu mefhumun gerisinde olduğu ve bu duygunun verdiği mutluluğun başka hiç bir duygu da bulunmadığı kaynaklara dayanılarak ifade edilmektedir.

Vatanseverlik, özünde  bulunduğu kara parçasının şahsın,  bireyin ülkesine veya coğrafyasına duyduğu sevgi ve bağlılıktır. Zaman içerisinde farklı anlamlara gelmiştir ve anlamı çevre koşullarına, coğrafyaya ve felsefeye oldukça bağımlıdır. Vatanseverlik bir ölçüsü olmayan soyut bir kavramdır, bunu her daim diri tutmak, belki de bir nadide çiçek gibi suyunu, ışığını hiç eksik etmeden vermek gerekir. Kurumaması ve solmaması için, her daim ve devri daim zaman içerisinde hayatiyetini kaybetmemesi için son derece dikkat edilmesi gereken bir değerdir. Toplumbilimcinin (Sosyolog) “ Coğrafya kaderdir”  dediği gibi, bu durum insanın tercihine ve seçimine bırakılmayan ve ya bırakılmayacak kadar mühim bir mevzudur. Bu mevzuu da  destanlar, efsaneler, beyitler, halk türküleri, şiirler ve benzeri nice edebi eserler  neşredilmiştir. Geçmiş(Mazi) ten geleceğe (atî) ye dilden dile, gönülden gönüle söylene gelmiştir. Kültürleri en baş aktörü, başka bir deyimle, medeniyetlerin birer dama taşı olarak yaşamışlardır.  Buna bir örnek verecek olursak:

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,

Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,

Işık ışık, dalga dalga bayrağım!

Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Sana benim gözümle bakmayanın

Mezarını kazacağım.

Seni selamlamadan uçan kuşun

Yuvasını bozacağım.

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...

Gölgende bana da, bana da yer ver.

Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:

Yurda ay yıldızının ışığı yeter.

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün

Kızıllığında ısındık;

Dağlardan çöllere düştüğümüz gün

Gölgene sığındık.

Ey şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı;

Barışın güvercini, savaşın kartalı

Yüksek yerlerde açan çiçeğim.

Senin altında doğdum.

Senin altında öleceğim.

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:

Yer yüzünde yer beğen!

Nereye dikilmek istersen,

Söyle, seni oraya dikeyim!

İnsanoğlu bireysel olarak hayatlarına devam ede bilecekleri bir yapıya ihtiyaçları olduğu gibi toplum olarak bir arada, beraberce, yardımlaşarak yaşayabilecekleri bir ülkeye de muhtaçtırlar. Aidiyet duygusu ile bağlı olunan bir kara parçasından ibaret değildir vatan mefhumu.  Hayaller, gerçekler ve rüyalar velhasılı  her psikolojik ve sosyolojik vakıaların yaşandığı bir coğrafyası, o yüzden kaderin bir cilvesidir ki; yeryüzü küresinin, bir karesinde  mukim kalmaktadır insanlar .

“ Yuvasız Kuş” diye bir tabirin dilimize pelesenk olması tabi ki; tesadüfü bir durum değildir. Zahirde dört duvar ve dört direkten ibaret olan yuva, insanoğlunun hayatında çok değerli bir yere sahiptir. Bir ev olmayan bir insanın normal bir standart hayat sürmesi bile çok zor olsa gerek. Çevremize baktığımız evi olmayan insanların tarifi “ Sokakta yaşayan insan” olarak sunulmaktadır, bu ise çok onur kırıcı, rencide edici bir davranış biçimidir. İşte bu ve benzeri durumlardan dolayı vatanseverlik duygusu üstün bir öneme haizdir ve öyle de olmalıdır. Bu yüzden kültürümüzde “ Dünyada mekan, ahirette iman” diye bir veciz ifade vardır. Vatanseverliğin değeri tarih boyunca ve de bilhassa günümüz de yaşanan göçmen krizlerinden anlaşılmaktadır. Bu dünya hayatında emniyet, mutluluk ve düzenli bir hayat isteniyorsa mutlaka her birey kendi başına olmak üzere ve toplum yek vücut ve tek vücut olarak vatanseverliğin eşsiz hazzı dairesinde birleşmeli bu bilinçte olmalıdır. Onun için İslam Peygamberi Hazreti Muhammed “ Vatan sevgisi imandandır” diye keskin bir ölçü ile bunu ortaya koymuştur. Hem zaten dini vecibeleri bile ancak ve ancak özgür bir vatanda rahatça yerine getirebilir insanlar, bundan başka bir durumda zinhar mümkün değildir.  Napolyon ‘a karşı savaşan Alman askerlerinden çatışmanın sonunda yalnız kaldıktan sonra bir değirmene sığınıp son mühimmatına  varıncaya kadar savaştıktan sonra, değirmende yakalanan Alman askerinin yanına bizzat giden Napolyon sorar:  “Asker tek başına kalmana rağmen neden çarpışmaya devam ettin?”

Askerin cevabı dikkate şayandır:

“ Ben varsam Almanya vardır…”

Bunun üzerine Napolyon Bonabart boynundaki madalyonun çıkarıp Alman askerin boynuna asar ve “sen bunu hak ettin” der.

Asıl bizim topraklardan sayısızca örnekler vardır…

Misal; “ Sütçü İmam (Uzunoluk) Olayı’ diye bilinen hadisenin olduğu 31 Ekim 1919 tarihi, Maraş Millî Mücadelesinde şanlı bir direnişin başladığı gündür. Bu tarihte Fransızlardan güç alan Ermeniler, Maraş sokaklarına dağılarak önlerine gelen Türklere hakaretler ediyorlar, mukaddesata dil uzatıyorlardı. Bir grup Fransız-Ermeni devriyesi akşama doğru Uzunoluk Caddesinden kışlaya dönüyordu. O sırada Ermeni askerlerinden birisi Uzunoluk Hamamından çıkan bir hanımefendiye saldırarak peçesini yırttı ve ardından “Artık burası Türklerin değildir, Fransız memleketinde peçe ile gezilmez” diye tehdit etti. Bu durumu gören vatandaşlar, hemen dışarı çıkıp olay yerine geldiler. Olaya müdahil olan Çakmakçı Sait ise işgalci kuvvetlerin açtığı ateş sonucu şehit düşmüştür. Bu olaya şahit olan Sütçü İmam, işgalcilere karşı silahını ateşlemiş ve işgalci askerlerden birini etkisiz hale getirmiştir. Sütçü İmam’ın attığı ilk kurşun, Fransız ve Ermenilere karşı “Maraş bize mezar olmadan düşmana gülzar olmaz” parolasıyla Maraş’ın kurtuluş mücadelesinin de başlangıcını teşkil etmiştir. Bunun gibi tarihimizin altın sayfalarında yerini alan bir çok örnek vardır. Vatanseverlik dendiğinde bu topraklardan başkası söz söyleme hakkına sahip değildir. Vatanseverlik mücadele ister, özveri ister, çalışmak ister, emek ister, alın teri ister. Bütün bunların sonunda huzur, güven ve mutluluk mutlaka gelir. Bu duygulara sahip olan bireyler gerektiğinde candan ve dahi maldan vazgeçmeyi göz kırpmadan yerine getirirler. Çevre bilinci kuşanmış bir şekilde vatana ait doğayı korumak hatta bütün dünya doğası da dahil. Askerlik görevi başta olmak üzere, vergi yükümlülüğü, devlet malının muhafazası, yaşadığı toplum içerisinde insanlara yardım etmek gibi görevleri yerine getirmek vatanseverlik vazifelerindendir. Orhan Şaik Gökyay’ın şu şiiri bunu çok açık ve  nefis bir şekilde  ifade  etmektedir:  

Bu vatan toprağın kara bağrında,

Sıradağlar gibi duranlarındır.

Bir tarih boyunca onun uğrunda

Kendini tarihe verenlerindir.

Tutuşup kül olan ocaklarından,

Şahlanıp köpüren ırmaklarından,

Hudutlarda gaza bayraklarından

Alnına ışıklar vuranlarındır.

Ardına bakmadan yollara düşen,

Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,

Huduttan hududa yol bulup koşan,

Cepheden cepheyi soranlarındır.

İleri atılıp sellercesine

Göğsünden vurulup tam ercesine,

Bir gül bahçesine girercesine

Şu kara toprağa girenlerindir.

Tarihin dilinden düşmez bu destan,

Nehirler gazidir, dağlar kahraman,

Her taşı yakut olan bu vatan,

Can verme sırrına erenlerindir.

Gökyay'ım ne yazsan ziyade değil,

Bu sevgi bir kuru ifade değil,

Sencileyin hasmı rüyada değil,

Topun namlusundan görenlerindir.

 Vatanseverlik ödevlerinden bazıları da; Vatan toprağının tabii özelliklerini korumak, milli ve manevi hasletlere önem vermek, bayrağa saygılı olmak,  devletin koyduğu yasalara saygılı olarak ona göre yaşamak ve gerektiğinde her şeyin den vazgeçmek diye sayılabilir. En önemlilerinin başında gelen belki de vatanı iç ve dış düşmanlara karşı korumak ve kollamaktır. Bunun için gözünü budaktan dahi esirgememek gerektiği gün gibi aşikardır. Tarihin çok iyi bilinmesi gerekir. İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy’un ifadesiyle;

Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?

"Tarih"i  "tekerrür"  diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

 Buna bir misal verecek olursak:

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşına 22 yaşında gencecik bir anne olmasına rağmen "Bu bebeği bana Allah verdi, ona Allah bakar" diyerek bebeğini beşikte bırakıp Erzurum halkıyla cepheye koştu. Genç yaşta gösterdiği büyük kahramanlıkla gönüllerde taht kuran ve Türk kadınının kahramanlığının simgesi olan Nene Hatun'un bugün de dillerden düşmeyen bu cesareti nesilden nesle aktarılıyor. Bu vatanseverlik duygusu ile her şeyden vazgeçmeye en bariz  örnektir, hatta öz evlattan bile. Buna vatanseverliğin en  zirve noktası demek gerekir, işte seçkin insanlar bu zirveye çıkmayı başarmışlardır. Canlı ve kanlı birer örnek olmayı başarmışlardır. Vatanseverlik başlı başına bir erdemdir bu görevi de ancak erdemliler yerine getirmektedirler.

Kaynakça: Wikipedia, İbni Haldun, Arif Nihat Asya-Bayrak şiiri, (Acluni, Keşfu’l-Hafa, 1/345, No: 1102), Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi ve Anadolu Ajansı.