ALİ SERDAR ÇOLAKOĞLU - GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE İSTANBUL’A SU…

İçme suyu dediğimizde, içildiğinde ve yemeğe konulduğunda sağlığımıza zarar vermeyen sular aklımıza gelir.

ALİ SERDAR ÇOLAKOĞLU - GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE  İSTANBUL’A SU…
GALATA KÖPRÜSÜ - EMİNÖNÜ

-İçme suyu dediğimizde, içildiğinde ve yemeğe konulduğunda sağlığımıza zarar vermeyen sular aklımıza gelir.

Yıllar önce çeşmelerimizden akan suları gönül rahatlığı ile tüketirdik. Çeşmeyi açıp elimizi altına dayar kana kana içerdik. Şimdilerde olduğu gibi damacana veya pet şişelerden faydalanmazdık.

Atmışlı yıllarda da küfeler içindeki cam damacanalarda satılan Hamidiye ve Taşdelen suları olsa da halk suyunu çeşmeden içerdi. Hamidiye, Taşdelen, Kayışdağı, Çubuksuyu vs… sularının aktığı çeşmeler vardı. Halk bidonlarını alarak buralardan kaliteli suya ulaşırdı. Sakalardan da satın alanlar olurdu.

1990 yıllarında su kesintileri ve su alt yapısının yetersizliği nedeni ile içme suyu tankerlerle taşınan su bayilerinde satılmaya başlandı. Çeşitli kaynaklardan tankerlerle depolanan su halka benzin pompaları ile satılırdı. İstanbul’un her mahallesinde bir su istasyonu oluşmuştu. Daha sonraları Sağlık Bakanlığının yeni tebliği ile 19 lt Polikarbon damacanalarda ambalajlı su olarak satılmaya başlandı. (1997)

Su artık ticarileşmişti. Çeşmeden ağzımızı dayayıp kana kana içilen su artık parayla içilir olmuştu. Günümüzde çeşme suyuna şüpheyle yaklaşıyoruz. Doğaya çıktığımızda bile yanımızda pet şişelerden su içiyoruz.

                             

İnsanın en temel ihtiyacı olan su tarih boyunca insanlığın en önemli sorunlarının başında geliyor. İstanbul’un su kaynakları kıt, nüfusu yoğun bir başkent olarak, Roma ve Bizans döneminde su ihtiyacını karşılamak için sarnıçlar kullanılmıştır. Yerebatan, Binbirdirek, Şerefiye, Nakilbent ve Aetios sarnıçlarını sayabiliriz. Bunların dışında Altımermer Sarnıcı (Çapa Çukurbostanı), Aspar (Çarşamba ÇukurBostanı), Praefectus Aetius Karagümrük Çukurbostanı ( Vefa Statı). Yağmurla ve çevre akarsulardan getirilen sular sarnıçlarda biriktirilip şehrin su ihtiyacı karşılanıyordu.

Fatih’in İstanbul’u fethetmesi ile su ile anılan İstanbul bu kez akar su ile tanıştı. Birikmiş suyu kullanmak inanışımıza uymadığından İstanbul çevresinden şehre taze su getirildi.

İstanbul’un su ihtiyacı Kanuni Sultan Süleyman zamanında da sorun olmaya devam etmişti. Kanuni Sultan Süleyman, Mohaç muharebesi ardından elimize geçen Belgrat’ı gezerken Terazi Semtinde gördüğü su tesisleri çok hoşuna gitmiş ve bu su yollarını yapan mühendis ve işçileri beraberinde İstanbul’a getirmiştir. Gelenlerden bir kısmı Topkapı önlerinde, kalanları ise Çatalca yakınlarında yerleştirilmişti. Belgrat’tan gelenlerin anısına Topkapı’daki kapıya Belgrat Kapısı, Çatalca’daki köye Belgrat Köyü, Su yollarının yapıldığı Ormana Belgrat Ormanı denilmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman Mimarbaşı Mimar Sinanı bu konu ile ilgili araştırma ve planlama yapmakla görevlendirdi. Böylece İstanbul’un su ihtiyacına kesin çözüm olacak Kırkçeşme su sisteminin çalışmaları başlamış oldu.

Kırkçeşme su sisteminde irili ufaklı 32 su kemeri bulunmaktadır. Bunların bazıları anıtsal nitelikteki kemerlerdir. Sistemin anıtsal su kemerleri; Batı kolu sularını aktaran Uzunkemer (Sultan Süleyman Kemeri), Doğu kolu üzerinde Kovukkemer (Kırık Kemer, Eğri Kemer) ve Başhavuz’dan sonra ana hat üzerinde bulunan Mağlova Kemeri (Muallâk Kemer) ve Güzelce (Gözlüce) Kemeri’dir.

Kırkçeşme sistemi kent dışı isale hattı Eğrikapı’da, sur dışında Savaklar adıyla da bilinen Eğrikapı Makseminde son bulur. Makseme ana galeri yoluyla ulaşan su, buradan iki ayrı galeri ile Yedikule ve Tezgâhçılar Kubbesine dağıtılır. Bu noktalardan da kent içindeki çeşme, cami ve hamamlara paylaştırılır. Hangi mahalleye gün içinde ne kadar su verileceği maksem içindeki ölçü düzeneği ile ayarlanırdı.  Osmanlı su sisteminde su evlere dağıtılmazdı. Halk su ihtiyacını her mahallede bulunan çeşmelerden karşılamak zorundaydı. Kente ulaştırılan su, mahalle çeşmeleri dışında, Saray, Hamam, Cami gibi devlete ait mekânlara dağıtılırdı. Bu sebeple su yapıları, hamamlar ve çeşmeler, Roma ve Osmanlı kültürlerinde sosyal birer merkez rolü üstlenirlerdi.

İçme suyunu anlatırken binlerce yıllık tarihin içinden günümüze geldik. Sizlere kana kana içtiğimiz suyun öyküsünü anlatmak istedim. Suyumuzun kıymetini bilelim.

Hayatımızın devamı suya bağlı. Su yoksa hayatta yok. Su vatandır! Vatanına sahip çık, suyunu koru.

10 HAZİRAN  - ATAŞEHİR