GEÇMİŞ ZAMANDAN BUGÜNE …

Karlar uçuşurken penceremin önünde, kahvemden bir yudum alıp, daldım gittim geçmiş günlerime.

GEÇMİŞ ZAMANDAN BUGÜNE …

Çocukluğuma, gençliğime. Onca yılda ne kadar çok yol katettiğimizi düşündüm. Hem bireysel hem de toplumsal olarak.

O günler mi güzeldi şimdi yaşadıklarımız mı? Ben o günleri hala özlemle anıyorum. Ya da yaşlanıyor muyuz nedir?  Bir şey anlatırken ‘’Biz eskiden’’ diye başlayan cümleler kurar olduk. Bunu çoğumuz yapıyordur eminim.

Unutamadıklarımın arasında radyo günleri var mesela, televizyonun henüz evlere girmediği yıllar.

Sabah 07.30 da spiker günün tarihini söyler, ardından ’’Demirbank hayırlı işler diler’’ diyerek haberlere başlardı. Haber sonrası  hava durumu ise;

“Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Dairesi’nden bildirilmiştir,” der deniz, rüzgâr, dalga durumları bildirilirdi.

Saat 09.40 da radyo tiyatrosu başlardı. Değişmez kadro Bedia Muvahhit, Yıldırım Önal, Rüstü Asyalı, Baykal Saran seslendirirdi. Başlarken sanatçılar söylenir sonunda da efekt Korkmaz Çakar denirdi.

Öğle saatlerinde mutlaka Şecaattin Tanyerli’ den tangolar söylenirdi. Arada   ‘’Acele kan aranıyor’’ anonsları bölerdi canım şarkıları.

Zeki Müren ‘in programı olduğunda ise “Gözünüz yolda, kulağınız bende olsun sevgili şoför kardeşlerim” dedikten sonra şarkılarına başlardı. Büyüklerimiz haber dinlemeye pek meraklıydı, hiç kaçırmazlardı saatlerine bakıp, ‘’Radyoyu açın ajansı kaçırmayalım’’ derlerdi.

Komşuluk çok önemliydi, şimdilerde kimse evine misafir gelmesini istemezken, o yıllarda komşuya gitmek adettendi. Mutlaka evin küçük çocuğu, komşunun kapısını çalar ’’Bir maniniz yoksa annemler bu akşam size gelecek’’ diye haber götürürdü.

Uslu çocuklardık, yerimizden kıpırdamazdık,  annemizin kaşı gözü oynayacak diye ya da evin çocuğu ile sessizce oyun oynardık. Her misafirliğin sonunda uyumuş olarak babamızın kucağında evin yolunu tutardık.

Şimdiki çocuklar sizi uyutuyor, ne susmak biliyor ne de yaramazlıkları bitiyor. Annelerin eskiden olduğu gibi kaşı gözü oynamadığından tüm bunlar. Herkes pek rahat.

Yitirdiğimiz en değerli şey bence saygı… Büyük küçük dinlemeden, rahatsızlık verdiğini bilerek ya da bilmeyerek insanları huzursuz eden bir nesille yaşıyoruz maalesef.

70’li yıllarda yaşayanlar bilir, Sana yağı, Vita yağı yoktu, Et Balık Kurumundan sayı ile kıyma alırdık. Her aileden bir kaç kişi girerdi kuyruğa… eve üç adet kıyma ile döndüysek o gün şanslıydık. Aygaz  bulunmazdı, eşe dosta uzak muhitlerde oturanlara rica ederdik. Aman gelirse bize de bir adet ayırın diye tembihlerdik. Kahve bulunmazdı, yurtdışına gidenlerden isterdik. 40 yıllık hatırı olan kahveyi.

Evlerimize telefon 17 yılda bağlanmıştı hatırlıyorum dün gibi… 02 Şubat 1986 da ve o gün evimize hırsız girmişti yine böyle karlı bir gündü. Eşimin Kıbrıs’tan getirdiği Sony marka müzik setimiz çalınmıştı.

Sayın Cumhurreisimiz Merhum  Özal döneminden sonra yurtdışından bir çok şey ithal edilir oldu. Yağ kuyrukları, aygaz yoklukları birden bitiverdi. Teknoloji çağı başladı. Renkli televizyonlar girdi hayatımıza. Oysa babamın 1969 yılında İtalya’dan getirdiği Grundig marka televizyonumuzda haftanın belirli günleri Teknik Üniversitesinden yapılan siyah beyaz programları komşularla oturup izlerdik, o yıllarda her evde televizyon yoktu.

Geçmiş yıllar mı, yaşadığımız yıllar mı derseniz eğer; şahsım adına her ne kadar mahrumiyet yaşandıysa da ben özlemle anıyorum. İnsanlar daha samimi, çıkarsız, dost canlısı, arkadaşlıklar pek kıymetliydi. En önemlisi saygı vardı. Paramız daha bereketliydi, harcar harcar bitiremezdik.

Teknoloji ile insanlar birbirinden uzaklaştı. Televizyon ve filmler şiddet içerikli oldukça, insanlar ve çocuklar onları örnek alarak şiddet yanlısı oldu. Oynadıkları oyunlar bile şiddet içeriyor. Eskiden kadın cinayetleri var mıydı?  Kimse eşinden boşandı diye öldürülüyor muydu? O yıllarda da doğu illerinde maalesef töre vardı. Namus dedikleri iftiraya kurban giden, kim bilir kaç kızımız da öyle hayata veda edip gitti.

Namus neydi; dürüst olmak, ahlaklı olmak. Yemin edilirken bile namusum ve şerefim üzerine yemin ederim denirdi. Bu ne başa örtülen bir metrelik kumaş parçası ne de bacak arası ile ölçülebilen bir şey değildir. Kişinin kendine saygısı ve dürüstlüğü ile ölçülür.

Bu satırları yazarken kar yağışı durdu ve güneş açtı. Sanki aradan yıllar su gibi akıp geçti hafızamdan.

Şu pandemi döneminde zaten azalmış olan dostluk ve arkadaşlıklar da tükendi gitti. Yine eskisi gibi olabilir miyiz bilemem? Sarılmadan, hasret gidermeden yaşayabilir miyiz?

Çok şeyleri özledik. Zaman zaman Allah cc deprem, sel ya da salgın hastalıkla insanları şöyle bir sarsıyor kendinize gelin diye…Anlayana.