DERVİŞ YÜCEL - AR !

“Ar” insanidir, insanlarla ilgili kullanılan bir kavramdır. “Ar” tüm insanlara ait bir özelliktir. Hayatta arsız insan olur mu? sorusuna; var olduğu hatta çok olduğu söylenebilir. Demek ki hayatta arsız insanlar vardır. “Arsız İnsan” da insandır, ancak açıkgöz ya da cahil bir insandır.

DERVİŞ YÜCEL - AR  !

“Ar” insanla ilişkilidir ve onun kendi mahkemesidir. Allah’ın “mahkemesi”ne kadar insan kendi mahkemesi “ar”ı karşısında hesap verir, iyilikleri veya kötülükleri kendi “Ar”ı karşısında belirlenir.

“Ar; insanın kadısıdır.”!   “Ar”ın bir insanda olabilmesi için; Yaradan’ı sevmeyi, insanı sevmeyi, adaleti sevmeyi öğrenmelidir. Öğrenmeyen “arsız insan” olur ki; bu da onun insan olma vasfını yitirmiş olması demektir. İnsanın “insan” olmasının sebebi sahip olduğu arıdır.

“Ar” insanın iç dünyasıdır, sırrıdır. Birbirimizin iç dünyasını öğrenmek için ne çabalar harcarız, ancak bu çabalardan elde avuçta bir şeyler olmaz. Demek ki; kişinin iç sırrını kimse öğrenemez, kendisiyle gidecek olan sırrı, insanın kendi gizemidir.

İnsanoğlu sistemler bütünüdür; bu sistemler içerisinde “Ar” kendisini ruhani sistem içerisinde konumlandırır. Ruhani açıdan zengin bir kişinin “arsız” olması mümkün değildir. Akıllı insanın arsız olması mümkün müdür,?  mümkündür. Akıl arsızlığa engel değildir. Günlük hayatımızda nice insanlar tanırız; “arsız akıllı insanlar.” Akılları, arsızlıklarına engel olamayan niceleri!

Benliğe hizmet insanı “arsızlığa” götürür, sosyal hayatımız da “Ar”ın türlü türlü şekillerini görmekteyiz: namus, vicdan, ayıp, dostluk, iyilik, kişilik, cömertlik, tutarlılık, samimiyet, vefa vs. gibi…  “Ar” gönül ve ruh aleminde mekan tutar. Arlı insanın gönül haliyle, arsız insanın gönül hali bir değildir. Arlı insanın ruh haliyle, arsız insanın ruh hali de bir değildir. Demek ki; “AR, İNSANIN GÖNÜL VE RUH KALİTESİNİN ÖLÇÜ ARACIDIR.”

Toplum da çaresi olmayan dertlerden biri de “şöhret düşkünlüğü”dür. “Arsız olmadan şöhret olmaz.” Toplumda bir kısım açıkgözler şöhrete düşkündürler, amaçlarına ulaşmak için çeşitli hilelere başvururlar, gizli ajandaları vardır ve işin içine başkalarını da karıştırırlar, böylece toplum arsızlaşma hastalığına tutulmuş olur. Fakat burada şu ayırımı da yapmak durumundayız: Bilge İnsanların; bilgili, iyi yürekli, kişilikli, insanlığa hizmeti olan cömert insanların olduğunu ve onların hak ettikleri üstünlüğü ifade etmek; arsızlık değildir, onun hak ettiği hürmettir. Demek ki; eğer şöhret insana layık ise, hak etmiş ise, bu arsızlık değildir, itibar etme ve hatta bir borçtur.

Niyetin bir görünüşü olan “arlılık” ve “arsızlık” kavramlarının toplum hayatındaki görünüşleri dikkatle incelenmeli ve değerlendirilmelidir.

Arsızlık genel itibariyle açıkgöz’lük ve cahillik’de hayat bulur. İki türün ortak özelliği; arsızlıktır. Açıkgözde ar olmaz, çünkü onda utanma yoktur, utanmazlık arsızlıktan beslenir. Arsızlık, insanı insanlığından çıkaran bir güçtür. Arsız insan için önemli olan çıkarıdır. Çıkarı uğruna yalan söyler, kandırır, aldatır, dedikoduyu besler ve hırsızlık gibi her türlü kötülüğü yapar. Aslında açıkgözler bilgili ve akıllı insanlardır, bütün mesele “ar” ile olan uzaklık ve yakınlıklarındadır. Daima bir arayış içindedirler; idareci olmak, her şeyin kendi yararlarına olması, devşirdikleri sosyal ve siyasi güçleri arsızca kullanma istekleri ve hatta düşmanlıkları.!  Özellikle iyilere düşmandırlar. Etraflarında kendileri gibi açıkgözlerin olmasını isterler. Açıkgözler puslu havayı severler, zira puslu havalarda daha kolay gizlenirler.!  Bu yüzden; dostluk, güven, mertlik, sevgi gibi kavramlar açıkgöze yabancıdır. Ama maalesef ki; açıkgözler toplumun her kesiminde, sosyal ve siyasi basamaklarında yer bulmakta. Açıkgözler  böcekler gibi memleketin bütün organlarındadırlar, bişekilde o deliklerde çoğalmaya devam ederler. Onlar birbirlerini anlar ve tanırlar, aralarına da kimseyi almazlar, kazara giren olsa; vay haline..! Açıkgözler, öyle bir ustalıkla önden ve arkadan sarar ki; nasıl sarıldığının farkında bile olamazsın. İşte “AR” açıkgözlükle açıkgözsüzlük arasındaki farkın adıdır. Önemli olan Yaradan’ımızın bahşettiği asıl ruhani özelliğimiz olan  Ar’ımızı kaybetmememizdir.

Cahilliğe gelince; cahillik, insanın doğasındaki çaresiz bir illetidir, tedavi ettikçe, cahillikten arınmaz, sadece cahilliğin bir türünden, başka bir türüne geçer durur, çünkü iyi bir taklitçidirler.

Cahillik; iyiliğe karşı olan dünya görüşünün tezahürüdür. İyiliğin üstünlük sağladığı bir yerde cahilliğe yer olmaz, ikisi birbirinin yerine geçmek için vardır.

Arsızlık  “ar”ın olmayışı değil, onun eksikliğidir. Açıkgözlülük de, cahillik de onun görünüşleridir.

“Ar” insanı Yaradan’ıyla birleştiren şuurdur. Arlı İnsan; nura sarılmış insandır, nur; ruhun enerji ve kuvvetidir. İnsanın insan olma sırrı nurundadır. Sahip olduğu “nur”u hissetmeyen insan tehlikelidir, şeytanla yol yürümeye başlamış demektir.

Hülasa; arlı insan utanma duygusu güçlü olandır.

“AR”, İnsanın insanlığının iç iyilik kuvvetidir, iyiliğin ölçüsü ve görünüşüdür.

İNSANIN; İNSANLIĞININ ŞUURUNDA OLMASI DİLEĞİYLE…       Sağlıcakla ve Huzurla Kalın.