ALİ SERDAR ÇOLAKOĞLU-BOSNA HERSEK...

Avrupa gezimizde Sırbistan’dan sonra Bosna Hersek’e geldiğimizde kendimi vatanıma gelmiş gibi hissettim.

ALİ SERDAR ÇOLAKOĞLU-BOSNA HERSEK...
Ali Serdar ÇOLAOĞLU-Araştırmacı-Yazar

-İlk olarak Mostar’a geldiğimizde Osmanlı mimarisinin hâkim olduğu şehrin sokaklarında gezerken hiç yabancılık çekmedim.

                          ALİYA İZZETBEGOVİÇ-MEKANI CENET OLSUN İNŞALLAH...

Boşnakça’yı bilmesek te halkın bizlere yaklaşımı dost ve kardeşçeydi. Dükkanların önünde oturan ihtiyarlardan başka kimse yoktu. Savaş genç nüfusu yok etmiş, şehrin bekçileri olan yaşlılar yola devam ediyordu.

Televizyon haberlerinde gördüğümüz manzaralar gözlerimin önünden bir filim şeridi gibi kayıyordu. Yaratanın özene bezene yarattığı bu toplum soykırıma uğramıştı. Bu soykırıma batılı ülkeler seyirci kalmıştı. Duvarlardaki izler Bosnalı Müslümanların çektiği acılara şahitlik yapıyordu adeta.

Mostar’ı gezmeye Hırvat kesiminden  başladık. Otobüsler yeni yapılan devasa kilisenin yakınına park etmişti. Hırvat kesiminden geçerken şunu anladım, savaş bitse de kin ve nefret hala hüküm sürüyordu.

Boşnaklar bu savaşta salhanedeki kurbanlıklar gibi kıstırılmıştı. Avrupa, yüzlerce yıllık intikamını Boşnaklardan almaya kalkmıştı. Binaların duvarlarında bu nefretin hâlâ izleri tazeliğini koruyordu. Sokaklardaki insanlar da bitkin, bıkkın . Genç nüfusunu savaşta yitirmiş sadece yaşlı nüfus sokaklardaydı. Alış veriş için girdiğimiz dükkanlarda alış veriş için hiç gayretleri yoktu.

Zaten pazarlık nedir bilmiyorlardı. Sattıkları mallara yeteri kadar fiyat koymuşlar, pazarlık payı olmadığından tok satıcı görüntüsü çiziyorlar. Bizler de malum pazarlık etmeyi pek severiz. “

“-Bir buzdolabı magnetini beğendim. Fiyatını sordum 1.5 kayme dediler.  1 kayme olmazdı dedim? Esnaf hiç tereddüt etmeden magneti bana hediye etti. 1000 kaymeyi versem de almadı.”

Çarşıyı bitirip şehre adını veren köprüye geldiğimizde, Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayrettin tarafından yapılan köprü bütün ihtişamıyla önümüzdeydi.  Köprünün alt açıklığı 20 mt, uzunluğu 29 mt. 1566-1567 yıllarında yapılan bu köprü 1992’de Sırpların başlattığı yıkım ve soykırım savaşında  1993 yılında Hırvat tanklarının ateşi ile yıkıldı.

 Hırvatlarla Müslüman Boşnakların bölgesini bir birine bağlayan köprü, Neratva’ya düşen parçaları dalgıçlar tarafından çıkarılarak yap boz  yapılır gibi tekrar yerlerine monte edilerek yapıldı.

TİKA Dünya Bankası ve UNESCO’nun  desteği ile Türkiye’nin de temsil edildiği bir törenle  İngiliz Prensi Charles tarafından 23 Temmuz 2004 tarihinde yeniden hizmete açıldı.

Köprünün doğu tarafı Müslüman bölgesi olup orada yürürken sanki Bursa’nın bir köşesinde  yürüyormuş hissine kapılırsınız. Sağlı sollu dükkanlarda bakırcılar, hediyelik eşya satıcıları ile dolu çarşıyı gezdikten sonra şehre veda vakti de gelmişti.

Saraybosna şehrine geldiğimizde Bursa benzetmesi tam yerine oturuyordu. İlk dikatimi çeken Konya Belediyemizin bağışladığı tramvaylar oldu. Üzerinde bir semazen ve Konya  yazılı sarı tranvayı görmek hepimizi mutlu etti.

Saraybosna savaştan zarar görse de çok güzel bir şehir. Burada yaşayan Müslümanlar şehrin doğu kesiminde oldukça kalabalık bir nüfusa sahipler.  Merkezi bölgeler Hırvatların elinde. Biz Osmanlıdan kalan Başçarşı ve Gazi Hüsrev Camisini, Latin Köprüsü ve Ulusal Müzeyi,  Şehitiği ve Aliya İzzetbegoviç’in  kabrini ziyaret edip dualarımızla yad ettik.

Saraybosna şehri, 1914 yılında  ziyarete gelen Avusturya - Macaristan veliahtının ve eşinin bir Sırp milliyetçi tarafından suikastla öldürülmesiyle  1.Dünya Savaşının başlamasına sebep olmuştu ve yine aynı şehir Latin Köprüsüne de ev sahipliği yapıyor.

-Bosna Hersek’in meşhur Kuru etini, Cevabi kebabını, Begoviç Çorbasını, Tiriliçe tatlısını da unutmamak lazım.

Bosna Hersek denilince aklımda kalanları sizler için paylaştım.  Barışın, kardeşliğin ve dostluğun başkentinin bir daha kötü gün görmemesi dileğimdir.

-Selam olsun Bosnalı kardeşlerimize...

 

4 Mart 2021

Ali Serdar ÇOLAKOĞLU