ALİ SUAT ARANCI - TÜNELİN İÇİNDEN...

Mevlânâ ölümü, ruhun aslına dönüşü, “kavuşma” ve “vuslat” terimleriyle ifade etmektedir. Bu, sevenle sevilenin, yâni âşıkla mâşukun kavuşmasıdır.

ALİ SUAT ARANCI - TÜNELİN İÇİNDEN...

MUSTAFA'NIN DÜĞÜNÜ...

-Ölüm; canlı varlıkların hayatının  son bulması ve her canlının er veya geç karşılaşacağı, ondan ayrı düşünülemeyen olayı ifade eden kavramdır.

 -Ölüm kavramı her canlı varlıkta, kiminde his kiminde fikir   olarak mevcuttur. Bu his ve fikir, canlı varlıklarda yaşama   savaşı ve savunma mekanizmasının ortaya konmasına   sebep teşkil etmektedir. Nitekim bu ilâhî prensip Kur’an-ı   Kerim’de; “Her nefs (canlı varlık) ölümü tadacaktır.”  şeklinde   ifade edilerek, varlık alanında yer alan bütün canlılarda ölüm   his ve düşüncesinin, bir şekilde mevcudiyetinin gerçekliği vurgulanmıştır.

Ölüm, Mevlânâ’nın da eserlerinde üzerinde durduğu önemli konulardan biridir. Mevlânâ’nın ölüm anlayışı, onun Allah, kâinat, insan, ruh, hayat ve devir hakkındaki görüşlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Mevlânâ’ya göre; bir devir sistemi içinde hayatın anlamı, ruhun ölümsüzlüğü ve Allah’a geri dönmenin (vuslatın) yolu, ölümden geçmektedir. Mevlânâ ölümü, ruhun aslına dönüşü, “kavuşma” ve “vuslat” terimleriyle ifade etmektedir. Bu, sevenle sevilenin, yâni âşıkla mâşukun kavuşmasıdır. ’’Hak âşıklarının hayatı ölümdedir’’diyen Mevlânâ, ölümü ‘’düğün günü’’olarak yorumlamıştır.

Adıyaman’ın Gölbaşı İlçesinde 1990’lı yıllarda öğretmenlik ve idarecilik yaptığım dönemdi. Devamlı alış-veriş yaptığım  o yılların gözde marketi olan Gündüzler Market’te  işyeri sahipleri olan Mustafa ve Osman adlı iki kardeş birlikte çalışırdı. Evleri dükkânın yanında olduğu için Mustafa’yı her zaman orada görmek mümkündü. İmam-Hatip Lisesi mezunu olup açık öğretime devam eden Mustafa’yı tanımayan ve sevmeyen kimse yoktu. Mustafa, dînî ve millî konularda ayrıca kendini iyice yetiştirmişti. Artık evlenme çağına giren Mustafa için âilesi iyiden iyiye bir arayışa başlamıştı.

O yıllarda hızlı çalışan motosikletlerin yeni modelleri gençlerin rüyasını süslüyordu. Bu rüyayı görenlerden biri de Mustafa’ydı. Ailesini iknâ eden Mustafa, güzel bir motosiklet satın alıp boş zamanlarında  buna binmeye başladı. Bir kaç ay zevkle bindiği motosiklet bir gün çalışırken alev alev yanmaya başlayınca neye uğradığını bilemeyen Mustafa bütün gücünü kullanarak motosikletteki yangını  kısa sürede söndürdü. Ancak bu sırada yüzünde, kollarında oluşan birinci derecede yanıklar sonrasında hastaneye kaldırıldı. Tedavisi bir aydan fazla süren Mustafa sonunda taburcu olup evine döndü..

Artık Mustafa için kötü günler başlamıştı. Bir yandan yanıkların tedavisi sürerken bir yandan da  dumandan etkilenen akciğerlerinde kısmi hasar oluşmuştu. Bu yüzden yeni bir tedaviye de başlamıştı. Artık markete uğrayamıyor, insan içine girmek istemiyordu. Çünkü vücudundaki yanıkların izi geçmiyor, akciğerlerindeki rahatsızlığı ise daha da artıyordu. Bunun üzerine Mustafa’yı sevenler evine gidip veda ziyâretlerine başlamıştı. Çünkü Mustafa artık son günlerini yaşıyordu. Son gördüğümde iyice zayıflamış olan Mustafa artık yemek de yemiyor, sadece su içip gününü yatağında geçiriyordu. Mustafa, kendini ziyarete gelenler artınca mutlak sona  doğru hızla ilerlediğini anlamıştı.

Henüz 25 yaşına girmemiş olan Mustafa, bir cumartesi sabahı vefat etti. Belediye hoparlöründen vefat  anonsunu duyan sevenleri Mustafa’ya son görevleri için evinin etrafında toplanmaya başlamıştı. Cenaze için evden çıkarken sabit telefonum  çalınca hemen baktım. O anda, Mustafa’yı yakından tanıyan ve seven, Kahramanmaraş’ta görevli olan bir öğretmen arkadaşım şu şaşırtıcı soruyu sordu:

’’Bugün Mustafa’nın düğünü varmış, doğru mu? Biraz  önce ağabeyi aradı…Demek Mustafa sağlığına kavuştu, bundan güzel bir haber olamaz. O zaman hediyemi alıp hemen yola çıkıyorum. Düğün sanırım akşama Belediye Düğün Salonunda veya evlerinin önünde olur’’deyince bir an durakladım…Fazla beklemeden gerekli açıklamayı yapıp hemen cenazeye gelmesini istedim. Arkadaşım, ölüm ile düğün arasındaki bağlantıyı kurmakta zorlandıysa da sonunda durumu anladı ve cenazeye yetişti. Kalabalık bir cemaatle Mustafa’nın cenaze namazı kılındı ve cenaze, Gölbaşı Kurugeçit Mevkii Çataltepe yolu üzerindeki mezarlıkta toprağa verildi.

Mustafa, artık ilâhi sevgili olan Allah’a kavuşmuş, düğün gecesini de huşu içinde yaşamıştı. Her yıl  Mevlânâ’yı anma törenlerinin son gecesi olan ‘’Şeb-i Arus’’ törenleri yapılırken aklıma hemen Mustafa gelir. Çünkü mevlevîler, üstadları Mevlânâ’nın  Allah’a kavuştuğu ve ölümsüzlüğe erdiği geceyi “Şeb-i Arûs” (Düğün Gecesi) sözüyle ifade etmişlerdir. Gönül ehli bir dostum olan değerli arkadaşım Mustafa’yı rahmet ve minnet duygularıyla anıyorum.

Ruhu şâd, mekânı cennet olsun inşallah…