ALİ SERDAR ÇOLAKOĞLU - ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR…

Kostantinepolis’i alarak Bizans İmparatorluğuna son veren 2.Mehmet, çağ açıp çağ kapatarak Fatih ünvanına da sahip olmuştu.

ALİ SERDAR ÇOLAKOĞLU - ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR…

Fatih Sultan Mehmet Kostantiniye şehrinin Osmanlı Mülkünün payitahtına yakışan yapılarla donatılması için Mimarbaşı Atik Sinan’a Ayasofya görkeminde bir cami yapılması görevini verir. Atik Sinan kölelikten Mimarbaşılığa terfi etmiş bir Rumdur. Atik sıfatı kölelikten azat edilenlere verilirmiş.

Caminin yapılacağı alan 1. Kostantin döneminde yapılmış olan Havariyyun Kilisesinin bulunduğu bilinmektedir. Yine bu bölgede bulunan imparator mezarları ve Patrikhane Pammakarstos Manastarına taşınmıştı.

İstanbul’un sık sık depremlerle karşı karşıya geldiğini bilen Mimarbaşı Caminin sütunlarını kestirerek camiyi daha basık yaptırmıştır. Sultan yapıyı gördüğünde çok hiddetlenir ve buyruğuna karşı gelindiği için mimarın savunmasını almadan ellerinin kesilmesini ister.

Mimarbaşı bu durumu Kostantiniye Kadısı Hızır Beye şikâyet eder. Evliya Çelebinin anlattıklarına göre Kadı Atik Sinan’ı haklı bulur ve “kısas hakkın vardır” der. Yani şer’en Fatih’in de elleri kesilecektir. Ancak Atik günde 20 akçe karşılığı bu haktan vazgeçer. Mahkemede Kadı Fatihin oturmasına izin vermediğine, Fatih’in de Kadı eğer Sultan olduğu için kendini kollayacak bir karar verirse oracıkta canını almak için kaftanının altına topuz gizlediğine inanmamız gerekir.

Bu “adil” mahkemeden sonra Fatih’in öfkesi dinmemiş olacak ki,  Atik Sinan tekrar zindana atılır ve idam edilir.

Sanatçı ile yönetim erki arasındaki çekişmeler günümüzde bile sürmektedir. Sanatçının düşüncesi 1766 depremi ile gerçek olmuş ve Cami yerle bir olmuştur. Bugün Fatih’te gördüğümüz Cami Atik Sina’ın değil 3. Mustafa döneminde Mimar Tahir Ağanın yapısıdır.

Atik Sinan’ın başına gelen bu olayla Dünya bir imparatorun da yargılanıp cezalandırılabileceğini bizlere göstermiştir.

Mülkün temelinin adil bir yönetim ile gerçekleşmesi, imparatorluğun gücüne güç katacağını bilen Sultan 1453’te Fatih Kanunnamesi ile taht kadılığını oluşturmuştur. Bu makam sahibi “Taht Kadısı,İstanbul Efendisi “ olarak anılırmış.

İstanbul ve bilâd-ı selâse” adıyla birbirinden bağımsız dört kadılık halinde teşkilâtlandırılmıştı. Tarihî yarımada (sur içi) İstanbul kadılığını, sur dışından Çatalca ve Silivri’ye kadar olan yerler Eyüp kadılığını, Beyoğlu’ndan Rumelikavağı’na kadar uzanan kesim Galata kadılığını ve Şile, Kandıra, Gebze, Karamürsel dahil bütün Anadolu yakasını içine alan bölge Üsküdar kadılığını oluşturuyordu. Dört kadılık da mevleviyet derecesinde büyük kadılık statüsündeydi.

Sultanın bile yargılandığı sistemde kadılık makamının bağımsızlığı dikkat çekmektedir. Adaletin uygulanması insanlardaki güveni arttırmıştır. Sosyal düzenin kurulması ve devamı açısından gerekli olan adalet, kurumsal olarak en üst düzeyde uygulama alanını devlet teşkilatında bulur.

Bu uygulamanın günümüze örnek olması ve adaletin toplumun tüm kesimlerinde hissedilmesi temennimizdir. Bu günde sizlerle tarihi bir olayı aktardım .  

Sağlıcakla kalın...

2 ARALIK ATAŞEHİR.

 

.